Hatırladıkça Bakmak için mi yoksa Baktıkça Hatırlamak için mi?

Neden sanat? Neden tiyatro? Neden fizik? Neden fotoğraf? Alabildiğince sürer gider bu. Kendi hayatımdan fotoğrafın hikayesini sizinle paylaşayım. Dedem PTT memuru ama fotoğrafçılığa zamanında dokunmuş. Baskılar yapmış çekimler yapmış. Kart postallar yapıp onları sevdiklerine göndermiş. Dedemden mi kaynaklı bilmem bizim evde hiç fotoğraf ve fotoğraf makinesi eksik olmadı. O ince uzun makinalar, tepeden bakmalı çift refleksli makinalar, kullan at makinalar, otomatik sarmalı filmli makinalar, Polaroidler... hiç eksik olmadılar. Hepsi otomatik anı saklamak için pratik çekim makinalarıydı, hepsinde amaç anı saklamak, anları saklamaktı. Işıktı, sanattı, güzellikti bu olmadan ileride bakacağımız fotoğrafların olmasıydı sadece. Hamuruma bu an'ı saklamayı koyduktan sonra bunun sanatla yoğrulması uzun bir yolculuk bende...


Bu yolculuğun başlangıcı ise; üniversitedeyken gittim, denkleştirdiğim bir miktar parayla Zenit marka filmli bir makine aldım. Zaten o zamanlar başka makine da yoktu galiba varsa da benim hayallerimin ve bütçemin ötesindeydi ki hayatımda hiç yeri olmamışlar. Bunun la İstanbul sokaklarında geziyor fotoğraflar çekiyordum. Beyazıt'ta, Kadıköy'de yani Eray sokaklarda. Çektiklerimi de hızlıca Eminönü'nde ucuza bastırabileceğim bir yerde bastırıp sonuçlarına bakıyordum. Filmlerden 400 ASA ve 200 ASA ne olduğunu bu filmlerle çekim yaptırdıktan sonra öğrendim. 50mm manuel bir lensim vardı sadece. Lensle neler yapılabileceğini öğrenmeye başlamıştım. Netlik noktasını net alan derinliğini falan keşfediyordum.

Bir gün eve geldiğimde ev arkadaşımın optik merakının kabardığını, bu kabaran merakının benim makinem ve lenslerinde vücut bulduğunu gördüm. Aleti ameliyat eder gibi tüm parçalarına ayrılmış ama birleşmemiş bir halde buldum... zaten zor bela aldığım makineyi tekrar alamadım ve uzun süre fotoğraf işi rafa kalktı benim için.

Gel zaman git zaman makinelerin yaygınlaştığı, dijital fotoğrafçılığın yol aldığı, benim de düzgün bir işe girdiğim ve elimin para tuttuğu bir zamana gelmiştim. Bankada pazarlama bölümünde çalışıyordum, fotoğraflarla içli dışlı olmaya başlamıştım. Bu sefer anı saklamak değil, birilerine hikaye anlatmak vardı odağımda. Görsel bir dille iletişim kuruyordum mevcut ve potansiyel müşterilerle... Tam bu zamanlarda Canon un ucuz 1300D'sini aldım. Nesi yetmediyse ne kaşıntıysa bu yetmiyor dedim sonrasında 200D aldım. Hafifti iyiydi... O sırada lensler falan havalarda ucuşuyor 500 f1.8 24-105mm ler falan... Aynı anda bir de gittim Olympus aldım EM10- M3. Sonra sonra hikaye anlatmanın ötesinde e bu kadar para yatırdık biraz geri dönsün dedim gelin damat çekimleri başladı... Ürün katalog çekimleri başladı... Performansı düşük öğretici değeri yüksek birkaç iş çıkardım. En sonunda EM1-M2 ye geçtim. Bu noktadayken artık gözüm estetik hikayeler anlatmakta, hayatları duyup güzellikleri ışıkla gösterme basamağına geçtim.

Başlangıç sorusuna geri dönelim Neden Fotoğraf, çünkü hatırladığında bakacağınız güzel fotoğrafları olsun insanların istiyorum. İletişim bombardımanındayız bir şeyleri unutmak çok kolaylaştı. Güzel hatırladıklarımızın güzel fotoğrafları olsun istiyorum o yüzden fotoğraf. Benim kadrajımı insanların doldurmasını bu yüzden istiyorum, portre çekerken bu yüzden keyif alıyorum... Bence hatırladıkça baktığında mutlu oluyorsan fotoğraf o zaman fotoğraftır...


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör